 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
Prof. Dr. Köksal ALPTEKİN
Prof. Dr. Köksal ALPTEKİN
Saygıdeğer hocamız ;
Prof. Dr. Köksal ALPTEKİN 'i saygıyla selamlıyoruz.
Türkiye'nin neresinde olursanız olun, ruh sağlığı hastalıkları, psikiyatri alanında size önerebileceğimiz en önemli psikiyatrist :
Prof. Dr. Köksal ALPTEKİN
Cumhuriyet Bulvarı No:192
Üstay Apt K.5 D.9
Gündoğdu Meydanı
Alsancak / İzmir
0.232.4224252
|
 |
 |
 |
 |
| |
Değerli hocamız
Prof. Dr. Köksal ALPTEKİN 'i saygıyla selamlıyoruz.
Türkiyenin neresinde olursanız olun önerebileceğimiz enönemli psikiyatrist. |
Prof. Dr. Köksal ALPTEKİN
Cumhuriyet Bulvarı No:192
Üstay Apt K.5 D.9
Gündoğdu Meydanı
Alsancak / İzmir 0.232.4224252 |
Stres reaksiyonları stres yönetimi
√ Stresin Nedenleri : Stres Selye'nin (1974) ifadesiyle vücudumuzun herhangi
bir "taleb"e karşı verdiği genel bir cevaptır. Bu yaklaşım içinde, oluşabilecek
"talepler' strese neden olan olaylar olarak düşünülecek olursa, iki türde
olaydan bahsedilebilir. Birinci tipteki olaylar yüksek beyin fonksiyonlarını pas
geçip direkt olarak stres reaksiyonunun oluşmasına neden olabilirler.
Amfetamin,
kafein ve nikotin gibi maddeler herhangi bir algı gerektirmeden otomatik
reaksiyon oluştururlar ki, bu tür uyaranlar stresin biyojen nedenleri olarak
adlandırılmaktadır (Everly, 1989).
Öte yandan psikososyal nedenler
gerçekten olmuş veya hiç gerçekleşmemiş olaylardır. Bu tipteki olaylar dolaylı
yönden stres reaksiyonuna neden olmaktadırlar. Çünkü olayın kendisi değil nasıl
algılandığı reaksiyonun asıl sebebidir. Tanımadığınız bir insanın ölümüne şahit
olmak üzücü fakat geçici bir durum olabilirken, aynı ölümün sizin yüzünüzden
olduğu düşüncesi, üzüntünün çok daha uzun süreli olmasını sağlayabilir. Verilen
iki durumda da aynı vaka söz konusu iken, ikinci durumu muhakeme ediliş tarzı
verilen reaksiyonun daha yoğun ve krorıik olmasını getirebilir. Stresle mücadele
konusunda işte bu hayat olayları ve bunlara bakış tarzı ön plana
çıkmaktadır.
√ Stres Reaksiyonları : Selye (1974), Genel Adaptasyon
Sendromu olarak tanımladığı strese karşı reaksiyon verme sürecini "Alarm" durumu
ile başlatmaktadır. Bu aşamada herhangi bir olayın meydana gelmesiyle
homeostatik düzen bozulmaktadır. Bu düzensizliğe henüz hazır olunmadığından,
bünye kısa bir süre alarm durumuna geçer ve tekrar denge durumuna gelebilmek
için işlemler başlatır.
İkinci aşama "Direnç" olarak adlandırılmıştır.
İşleme giren savunma mekanizmaları meydana gelen olaya karşı koyabilmek için
enerji ve güç sağlarlar. Bu destek sayesinde en basit anlamda kendimizi
korumamıza yarayan "savaş ya da kaç" reaksiyonu için zemin hazırlanmış olur.
Üretilen herhangi bir davranış sonrası olay hala dengeyi tehdit edici
özelliğini gösteriyorsa üretilen davranış tekrarlanır veya değiştirilir. Ancak
tüm çabalar sonucu tehdit ortadan kalkmıyorsa bünye üçüncü aşama olan "Tükenme"
durumuna geçebilir, zira yeni bir davranış için gerekli enerji rezervleri sonsuz
değildir.
Selye bünyenin söz edilen standart reaksiyonundan bahsederken
Lazarus (1991 ) reaksiyonun verilip verilmeyeceğini, verilecekse ne çeşit
olacağının belirlendiği iki aşamalı bir psikolojik süreci vurgulamaktadır.
Birinci aşamada olayla karşılaşan kişi bunun amaçları ile ne kadar ilgili
olduğunu değerlendirir. Olayla amaçlar arasında bir ilgi bulunmuyorsa bir
reaksiyon verme gereği ortadan kalkar.
Ancak olay amaçlarla ilgili ise
olumlu mu yoksa olumsuz mu olduğu değerlendirilir. Olumlu bir olayda yani amaca
ulaşmayı kolaylaştırdığı algılanan olayda olumlu duygular ortaya çıkar. Olumsuz
değerlendirilen durumda ise ikinci aşamadaki değerlendirme sağlığın korunması
veya kaybedilmesi açısından önem taşır. Olumsuz olaya karşı direnme veya yok
etme gücü olduğunu, bunu yapabilecek potansiyeli olduğu değerlendirmesini yapan
bir kişi, meydana gelen olumsuz olay sonunda olumsuz duygular
hissetmeyebilir.
Birinci bölümde açıklanan araştırmada ambulans
personelinin fazla stres hissetmediklerini belirtmesi bu faktöre bağlı olarak
açıklanabilir. Karşılaşacağı stresli durumları bilen, bunlarla karşılaşsa bile
üstesinden gelebilmek için gerekli eğitimle donanmış ve eğitimini beceriye
dönüştürebilmiş bir kimse artık stresli durumla mücadele edebilme cesaretini ve
gayretini gösterir.
√ Kişilik Yapısı ve Stres İlişkisi : Olaylara
bakış açısının geçmişte benzer olaylarda yaşanan tecrübeler sonunda kemikleştiği
ve kişiliğin bir parçası olduğu düşünülebilir. Belli bir tarzda gelişen bazı
kişilik yapılarının çoğu zaman kişiyi stresin olumsuz etkilerine
yatkınlaştırabileceği bildirilmektedir. Bunlar arasından mükemmeliyetçi kişilik
ve öğrenilmiş karamsarlık tipik örneklerdir.
Kendisi hakkında devamlı
mükemmel beceri ve sonuçlar bekleyen bir insan (mükemmelliyetçilik), yaşayacağı
hayal kırıklıkları nedeniyle olumsuz reaksiyonlar gösterebilir veya meydana
gelen olumsuz olaylar kişinin hep kendinden kaynaklanan sebeplere atfedilir ve
olayların devamlı bu şekilde süreceğine inancı (öğrenilmiş karamsarlık)
depresyon yaratabilir.
Diğer taraftan Kobasa (1979) tanımladığı
mücadeleci kişilik yapısındaki stresle başa çıkmada etkili olabilen üç olumlu
özellikten bahsetmektedir. Bu özelliklerden ilki olayları bir tehdit olarak
değil kendini geliştirebilme fırsatı olarak görebilmektir.
İnsanın sahip
olduğu değerleri hayat boyu geliştirebilme potansiyeli vardır. Bu potansiyelin
varlığına inanan insanlar yeni ve tehditkar durumları kaçma veya hostil
davranışlar göstererek atlatmak yerine bu olayları mücadele gücü nispetinde
yaşamayı ve bir daha aynı olayla karşılaşıldığında daha tecrübeli olmayı
yeğleyebilirler. İkinci özellik meşgul olunan işin bir anlam ifade etmesidir.
İşin bir anlam ifade edebilmesi için daha önceden yapılmış olan planlar içinde
yer alması gerekir.
Dolayısıyla bu özelliğe sahip olan insan planları
dahilinde ilerlemekte ve anlamlı bir iş üzerinde çaba sarf eden ve bu onlarda
olumlu hisler uyandırır. Üçüncü özellik ise içinde bulunulan şartların kontrol
edilebileceğine ait inançtır. Bu özellik birinci bölümde açıklanan araştırmada
da desteklendiği gibi stresle mücadelede oldukça önemli rol oynamaktadır. Stres
veren durum mücadele edilmedikçe hayatı kısıtlayan bir faktör olabilir.
Kısıtlılıklar amaçlara gem vurduğundan olumsuz duygular uyandırır. Halbuki
kişinin yaşadığı çevreye etki edebileceğini hissetmesi olumlu bir duygudur.
• 6744 defa okundu
• Sayfayı yazdır
• Sayfayı arkadaşına gönder
Bağlantılı Yazılar
| | |
|
 |
 |
 |
 |